2 Temmuz 2014 Çarşamba

Eski En İyi Dost!

            Başlığa gel, hey yavrum hey! Sanırsın 40 yıllık evliliği bir celsede bitirdi, üzerine ağıt yakacak.

            Şaka bir yana emin olun kocanızdan, sevgilinizden ayrılmak; yıllar yılı yediğiniz içtiğiniz ayrı gitmeyen, her anı birlikte yaşadığınız, hayatınızdan gelip geçen değil de hayatınızın bir bölümü olan arkadaşınızdan ayrılmaktan daha kolay. Çünkü kocanızdan ya da sevgilinizden ayrıldığınızda herkes sizi anlar, tüm dostlarınız sizi ayrılık acısından uzaklaştırmaya kafanızı dağıtmaya çalışır. Ama maalesef dostunuzla artık dost olmadığınızda, tüm arkadaşlarınız ortak kalır. Kimisi neden küstüğünüze anlam veremez, kimisi sizi barıştırmaya çalışır, kimisi onunla görüşüp sanki siz kızacakmışsınız gibi bu durumu sizden saklar. Ve dostunuzla artık birçok şeyi paylaşamayacak olmanızın acısı yetmezmiş gibi bir de yanınızdakilerin davranışları acıtır canınızı.

            Neyse nerden geldik bu konuya oradan anlatmaya başlayayım. Eski en iyi dostum(!) geçenlerde nişanlandı. Söz konusu sosyal medya çağı olunca bu durumu görmeme ve bilmeme şansınız olmuyor. Bunun üzerine de tabi bombardıman başladı. Bir kısım arkadaşım nişana gittiklerini söylemediler. Ki tabi ki gidecekler. Ama asıl saçma olan nişana gideceklerini dahi söylemeyip daha sonra soysal medyada fotoğraf paylaşmaları oldu. Ee be yavrum fotoğraflarda çıkacaksın madem, ne saklarsın gittiğini. Yıllarca bu durumun en çok can acıtanı olduğunu onlara anlatmaya çalıştım. Onunla görüşmeleri beni kızdırmaz ki, arkadaşlığı dostluğu biten benim, siz değilsiniz. Ama ben kızacakmışım, üzülecekmişim gibi bunu benden saklamaları beni asıl üzen. Çünkü insanlar farklı yönlere büyüyebilir ve bunun sonucu olarak birbirlerini kaybedebilirler. Ama normal bir insansanız çevrenizin bu kayıp nedeniyle bir taraf seçme zorunluluğu olmadığını da bilirsiniz. Biz artık dost olmayabiliriz ama siz hala “bizim” arkadaşlarımızsınız.

            Şimdi bir kod adı vermek lazım gelirse eğer eski dosta, E olsun. Allahtan bloğu beni tanıyan kimse okumayacak(yani en azından öyle düşünüyorum) yoksa E fazlasıyla ortaya çıkarıcı bir kısaltma oldu. :D

            E ile üniversite açılır açılmaz tanıştık diyebilirim. Ondan sonra 4 senemiz hiç ayrı geçmedi. Her şeyi birlikte yaptık, birlikte ağladık, içtik, eğlendik; bir sürü yakın arkadaşımızda vardı. Ama yapışık ikiz gibi birbirimize en yakın olan hep bizdik. Klasik kız arkadaş hikayeleri falan filan. Sonra mezun olduk hala aynı şehirdeydik, ama bir şeyler değişiyordu. Ben uzaklaştığımızı hissediyordum, artık eskisi gibi bir arada değildik. Yazar bu noktada kimseyi suçlamıyor çünkü ortada suçlanacak bir durum olmadığını düşünüyor açıkçası. Daha önce de dediğim gibi farklı noktalara büyüyorduk. Artık en iyi dost rütbemizi söküp, yakın arkadaş rütbesini yapıştırmışlardı sanki. Canımın çok yandığını iyi hatırlıyorum. Ama size burada arkadaşlığımızı tamamen koparan son olayı anlatmayacağım. Fikir uyuşmazlığı, araya giren başka insanlar, yanlış anlaşılmalar falan falan. Ne anlatırsam anlatayım tarafsız olmayacak çünkü. Ve ben burada işin duygusal tarafını anlatmak istiyorum sadece. Sonunda tamamen koptuk. Birbirine selam vermeyen hal hatır sormayan iki yabancı haline gelmiştik. Ama tabi ki geçmiş peşimizi bırakmıyordu. Yani en azından benim. Sanırım şu aşamada saçmalık derecesinde duygusal bir insan olduğumu söylemem gerekli. Bir süre geri dönmeye çalıştım. Mesajlar attım, ne hissettiğimi anlattım. Ama olmadı sanırım tamamıyla farklı yönlere büyümüştük ve artık bir ortak nokta bulmamız imkansızdı.

            Ama çevremizdekiler beni hiçbir zaman tam olarak anlamadı. Yaşananların gereksiz bir karmaşa, manasız bir küslük olduğunu da düşünmüş olabilirler. Ama benim için gerçekti. Dostumu bir daha kazanamamak üzere kaybetmiştim. Anlatılırken gülmeye, kendi halimle dalga geçmeye başladım ki; kimse ne hissettiğimi tam olarak anlamasın. Sevgilim acı çektiğimi bildiği için bana kızıyordu, o kızmasın diye artık canım acımıyormuş gibi yaptım. Ama hala acıyor. Mümkün mü acımaması bir zamanlar canınız olan insana hiçbir şey anlatamıyorsunuz. Mutluluğunda yüzünüzde kocaman bir gülümsemeyle ona sarılamıyor, birlikte zor zamanları atlatamıyorsunuz. Hatta nişanlıyım diye duyurduğu haberi beğenmeniz bile hayretle karşılanıyor.

             Dediğim gibi dostunuzdan ayrılmak sevgilinizden ayrılmak gibi değil. Kimse sizin unutmanıza yardımcı olmuyor. Önemli bir olayda hep masada adı geçiyor. Arkanızdan konuşuluyor ya da bir zaman sonra siz ne deseniz arkanızdan kritiği yapılıyormuşçasına bir paranoyaya kapılıyorsunuz.

             Tabi başka dostlarınız var, ama kimse kimsenin yerini doldurmuyor. Her dostun, her arkadaşın, her sırdaşın yeri ayrı ve E’ye ait yer bundan böyle hep boş. Kafamda her şeyi tekrar tekrar yaşıyorum zaman zaman, öyle yapsaydım bunu demeseydim, engel olsaydım. Ama sanırım yaşanan olay olmasa da bir başka olay olacaktı ve biz gene dost olmaktan çıkacaktık. Çünkü bizi ayıran final değil, yaşananların tamamıydı.


            Hissettiklerimi anlatabildim mi, yoksa saçma sapan bir yazı yazıp kendimi mi tatmin ettim bilmiyorum. Ağlamayacak olsam anlatacak daha bir yığın şey var sanırım ama Yazar ağlamamak için affını istiyor, döner mi dönmez mi bilmiyor.

30 Haziran 2014 Pazartesi

Şöyle ufaktan bir giriş yapalım!

              
                Ben yazmayı seven ama öyle uzun uzun yazmayı bir türlü başaramayan birisiyim. Yıllarca elim klavyede, elimde kalem bir şeyler yazdım ama bir sayfayı geçemedi. Belki şahane anılar biriktiremediğimden, belki de yaşadığım şeyleri kendime bile anlatamadığımdandır. Hazır blog diye bir nimet varken anonim anonim takılmak en iyisi değil mi? Kim bilecek ya da kim görecek :D Hadi hayırlısı! Günlük tutmayı da beceremem ya ben, hep beraber göreceğiz tutacak mı?
                Bu hayatta beni belirleyen en önemli unsurun sevdiklerim olduğunu daha kendimi bilmeden anlamıştım herhalde. Hayata dair tüm küskünlüklerim, sevinçlerim, hayal kırıklıklarım, başarılarım; hepsi aklınıza gelen her şeyde sevdiklerimin eli, gönlü ya da gözü var. Bu yüzden söyleyemediğim her şeyi kağıda yazmayı adet edindim çünkü hayatınızdaki her şeyin belirleyicisi sevdikleriniz olunca onları kırmaktan, incitmekten, yanlış anlaşılmaktan ya da yalnız kalmaktan ölesiye korkmak gibi bir huy geliştiriyorsunuz. Eminim şu satırları okuyup, insan psikolojisiyle az çok ilgilenen herhangi biri ağır depresyon eşiğinde olduğumu falan düşünecek. Belki de öyleyimdir kim bilir. Babam bir keresinde mutlu insanlar yazamaz demişti. Bunun çoğunlukla doğru olduğunu söylersem yanlış söylemiş olmam herhalde. En azından benim için doğru olduğu kesin! ( Yazar burada genelleme yapmaktan kaçınıyor.) Neyse konumuza dönelim. Ne diyordum? Sevdiklerim! Hayatta en çok canınızı acıtan şeyi düşünün. Benim için hep sevdiklerim olmuştur o şey. Hangisinden nerden başlasam bilemiyorum. Madem blog tutmaya karar verdim. Beyin fırtınası şeklinde aklıma geleni yazmak en iyisi, hem kendimi belli bir kalıva girmeye zorlamazsam daha uzun süre devam edebilirim belki yazmaya. Kendimi değil de sizi düşünüyor olsam ana yemeği önce verip tatlıya geçerdim de; yazar burada biraz bencil davranıyor. Ve bundan böyle aklına geleni hop diye ortaya atıveriyor. 

                Yazar asıl anılarda görüşmek üzere şimdilik affını ister; belki döner belki dönmez!