Ben yazmayı seven ama öyle uzun
uzun yazmayı bir türlü başaramayan birisiyim. Yıllarca elim klavyede, elimde
kalem bir şeyler yazdım ama bir sayfayı geçemedi. Belki şahane anılar
biriktiremediğimden, belki de yaşadığım şeyleri kendime bile anlatamadığımdandır.
Hazır blog diye bir nimet varken anonim anonim takılmak en iyisi değil mi? Kim bilecek
ya da kim görecek :D Hadi hayırlısı! Günlük tutmayı da beceremem ya ben, hep
beraber göreceğiz tutacak mı?
Bu hayatta beni belirleyen en
önemli unsurun sevdiklerim olduğunu daha kendimi bilmeden anlamıştım herhalde. Hayata
dair tüm küskünlüklerim, sevinçlerim, hayal kırıklıklarım, başarılarım; hepsi
aklınıza gelen her şeyde sevdiklerimin eli, gönlü ya da gözü var. Bu yüzden
söyleyemediğim her şeyi kağıda yazmayı adet edindim çünkü hayatınızdaki her
şeyin belirleyicisi sevdikleriniz olunca onları kırmaktan, incitmekten, yanlış
anlaşılmaktan ya da yalnız kalmaktan ölesiye korkmak gibi bir huy
geliştiriyorsunuz. Eminim şu satırları okuyup, insan psikolojisiyle az çok
ilgilenen herhangi biri ağır depresyon eşiğinde olduğumu falan düşünecek. Belki
de öyleyimdir kim bilir. Babam bir keresinde mutlu insanlar yazamaz demişti. Bunun
çoğunlukla doğru olduğunu söylersem yanlış söylemiş olmam herhalde. En azından
benim için doğru olduğu kesin! ( Yazar burada genelleme yapmaktan kaçınıyor.) Neyse
konumuza dönelim. Ne diyordum? Sevdiklerim! Hayatta en çok canınızı acıtan şeyi
düşünün. Benim için hep sevdiklerim olmuştur o şey. Hangisinden nerden başlasam
bilemiyorum. Madem blog tutmaya karar verdim. Beyin fırtınası şeklinde aklıma
geleni yazmak en iyisi, hem kendimi belli bir kalıva girmeye zorlamazsam daha
uzun süre devam edebilirim belki yazmaya. Kendimi değil de sizi düşünüyor olsam
ana yemeği önce verip tatlıya geçerdim de; yazar burada biraz bencil
davranıyor. Ve bundan böyle aklına geleni hop diye ortaya atıveriyor.
Yazar asıl anılarda görüşmek
üzere şimdilik affını ister; belki döner belki dönmez!